2 Haziran 2022 Perşembe

Seda'nın Çantaları Hayal Fırın'da

 Nihayet o gün geldi!

Betül'le geceler boyu çalışıp tasarladığımız, ellerim parçalanana dek dikip bitirdiğim çantalarım nihayet Hayal Fırın'da satışta. 

Şimdilik dört model çalıştık. İsteyen olursa farklı şeyler de deneriz dedik. 

Çantalara Eskişehir Odunpazarı'nda Hayal Fırın'da bulabilirsiniz şimdilik. Belki ileride şehir dışına kargılamaya da başlarız. :)

Umarım seversiniz. Ben çok heyecanlıyım. Sanki çocuğum olmuş gibi. :)

Paralel Hayatlar

Hale'yle konuşuyorduk geçen. Konu ilk aşklardan açıldı. Benim ilk ve son aşkım Mali. Böyle olunca tek ama büyük bir aşk hikâyem var. Anlatmasını çok sevdim. Hale'ninse 35 senelik yaşamına sığdırdığı birkaç büyük aşkı ve birtakım küçük kaçamakları. Hele öyle bir tanesi var ki dinlerken kendimi görür gibi oldum. 

Tam da benim Mali'ye âşık olduğum yaşta, 17'sinde sevmiş Coşkun'u Hale. Lise sondaymış. Coşkun da sınıftan. Kaçıp kaçıp sevişirlermiş kuytulaarda. Okul bitince Coşkun'un işi hazırmış. Her tatilde çalıştığı babasının sanayideki yedek parçacısında çalışacakmış. İsteyecekmiş Hale'yi. Okul bitmiş. Coşkun önce başlamış "Baban seni bana vermez"lere. "Ben sana layık değilim"lere. Sonra "Annem bana bi kız beğenmiş"lere. "Kız senden güzel olmasın güzelmiş"lere. Hale kızlığını verdiğine mi yansın, hayal kırıklığına mı? Coşkun onu bırakmadan o bırakmış ki daha da büyümesin acısı. Sonraki sene hırs yapmış. Dersaneye giderken Coşkun'un annesinin beğendiği o kızla evlendiğini duymuş. Daha da hırslanmış. Çalışmış çalışmış sonunda Ankara'da üniversite kazanıp kaçıp kurtulmuş yaşadığı kasabadan. "Onunla evlenseydim o küçücük yerde kalacaktım. Üniversite okumak imkansız. Belki iki çocuktan sonra bırakacaktı beni ortada. Evlendiği kızı bırakmış zaten. Kumar oynamaktan eve para getirmiyormuş. Ucuz atlatmışım." 

Ah benim Malicim hayırsız değil Coşkun gibi. Yine de Hale öyle anlatınca ben de evlenmeyip üniversite okusaydım ne olurdu diye bir düşünmedim değil. İnsan sabahın köründe kalkıp işe gitmeyi ister mi? Bazen öyle değersiz hisseder ki bunu bile ister. 

Belki ben de hale gibi evlenmemiş olurdum. Yalnız başıma kafama ne eserse onu yaparıdm. Çocuğum olmazdı gerçi ama Hale'ninki gibi minnoş kedilerim olurdu. 

Bilmiyorum ki. Hayat seçimlerimizden ibaret sanırım. 


22 Mayıs 2022 Pazar

Kendim İçin, Sadece Kendim İçin

 Bugün çok garip bir şey oldu. 

Betül'ü ne zamandır Hayal Fırın'a götürmek istiyordum. Dün nihayet kendimizi ayarlayıp gidebildik. Burcu ve Hale'yle Betl'ü tanıştırıyordum. O esnada Hale "Sen bugün ne kadar da şıksın ya! Çantan nereden?" demesin mi? Biz tabii Betül'le göz göze gelip makaraları koyuverdik. Hale'yle Burcu neye uğradığını şaşırdı. :) Sonra durumu açıkladık tabii. Daha ben satma fikrini gündeme getirmeden Hale atladı: "Senin çantaları burada bir köşede satsak ya? Komisyon filan istemeyiz merak etme." demesin mi? Nasıl sevindim anlatamam. 

Sonra Betül'le birkaç saat daha oturup yeni tasarımlarım üstüne konuştuk. :) Hem atık malzemeleri değerlendirebileceğimiz hem de şık görünecek bir şeyler düşündük. Aklıma atık kumaşlarla kırkyama benzeri bir şeyler yapmak geldi. Bu fikre hepsi bayıldı. 

Bu aralar bir de Düğümlere Üfleyen kadınlar'ı okuyorum. Betül de benden görüp merak etti. O da okuyunca üstüne konuşacağız. 

Bazen gerçekten de biz kadınlar ne kadar güçlüyüz diye düşünüyorum. Bu kadar güçlü olduğumuz için belki cadı denip yakmışlar bizi. 

Bazen aklıma taa geçen sene Blogcu Anne'Nin bloğunda okuduğum bir yazı geliyor. Dışarıda çalışmakla evde çalışmanın çok da farklı olmadığı kadının her türlü sorumluluunun fazla olduğu üzerine. 

Sahiden de öyle. Bazen evi bırakı gidesim geliyor. Bakalım bizim üç beyfemdi kendi başlarına kaç gün evi devirmeden yaşayabilecekler? 

Neyse, yine feminist damarım tuttu. :) Kendim için bir şeyler yapıyor olmak çok güzel. 

İlk Kez Bez Çanta Diktim ve Evdekilerin Tepkisi :)

Geçen gün bir heyecanla buraya yazdığımın ertesi kumaş almak için gittiğimde tuhafiyeci kadından bez çantayla ilgili epey şey öğrendim. Bu ara özellikle gençler çok seviyormuş bez çantayı. Cicili bicili, baskılı filan çantalar çok gidiyormuş. Bana hem kaliteli kumaşlardan verdi hem de süslemek için fikir verdi. Kumaşka birlikte kelepir düğme kutusundan rastgele düğmeler aldım. 

Eve glir gelmez çantayı dikmeye koyuldum. Bazı bloglarda çantanın kaliplarını vermişler. Ben kendimce en uygun olanını seçip önce kestim. sonra da başladım dikmeye. Dikiş makinesinde dikiş yapmak bisiklet sürmeyi öğrenmek gibi. Önce unuttum sanıyorsun ama yaptıkça hızlanıyorsun. :)) 

Çantayı dikmeyi bitirp tersine çevirdiğimde nasıl mutlu oldum anlatamam. Tamamen ellerimle diktiğim, bana ait bir şey! Hele bir de aldığım düğmelerle süsleyince öyle güzel oldu ki akşam olup da evdekilere göstermek için sabırsızlandım. 

Önce büyük oğlan geldi. Çantayı gösterdim. "Yeni mi?" dedi. "Evet" dedim, "ben yaptım". Böyle deyince yüzündeki şaşkınlığı görmeniz lazım. "Aaa öyle mi, eline sağlık anne. Sende ne marifetler varmış be." deyip gitti. Küçük oğlan bu tür şeylere karşı daha alakadârdır. Gösterdiğimde gözleri büyüdü. "Anneeee bu çok güzel olmuşşşşş" dedi heyecanla. "Arkadaşlarıma göstermeliyim." 

O böyle deyince ben bir sevin bir sevin. :))

Peki sevgili kocacım ne yaptı dersiniz? Zaten işten 10'a doğru geldi. Çok yorgun ve gergindi. Yemekten sonra salonda tv karşısında oturuyorken kolumda çantayla içeri girdim. Asla fark etmedi. Gözüne sokunca nihayet görebildi. "Yeni mi aldın? Güzelmiş, güle güle kullan." dedi. "Hayır almadım, yaptım." dedim. "Aaa iyi iyi, çok iyi." dedi. Başka da bir şey demedi. 

Ah ya, eskiden olsa kocam böyle yapar mıydı! Müdür olunca her şey çok değişti. 

Neyse, esas beklediğim tepki Betül'den geldi. Betül çantanın dikişlerine ve tasarımına bayıldı. "Hemen bunu satmalısın" dedi. Üstüme iyilik sağlık! Ne satması? daha neler! "kimseye vermem, o benim ilk göz ağrım." dedim. "Saçmalama kızım. Sen değil miydin kendim için bir şeyler yapmka istiyorum, bir şeyler başarmak istiyorum diyen. İşte bunlardan daha çok yapıp satarsan kendine güvenin de artar."

O an ikna olmadım ama Betül sanki haklı. 

Her an tasarım bez çantalarımı satışa çıkarabilirim. :)) 

Gerçi böyle diorum da kim alır bilmiyorum ki. 

Aman ya, denemesi bedava, ne yapalım. Hiç olmadı sağa sola hediye ederim. 

Dur bakalım. 

Yeni Heyecanlar

18 yaaşında, liseyi bitirir bitirmez o zamanlar aşkından gözümün başka bir şey görmediğini Mali'ye kaçarak evlendim. Evlendiğimin birinci senesi dolmamıştı ki kucağımda bir çocukla kalakaldım. Çok değil dört sene sonra da bir ikinci oğlan düştü kucağıma. Çocuklarım için Allah'ıma bin şükür. Onlar benim her şeyim. Kocam bu süreçte bana hep destek oldu. Çok çalıştı, evine iyi baktı. Çocuklarımızı en iyi şekilde yetiştirmeye çalıştık çabaladık. Ama...

Geçen gün Hayal fırın'a gidip de Hale'yle Burcu'yla tanışınca kendimi bir garip hissettim. Şimdiye dek çocuklarımı yetiştirmek, kocamın önüne bir sıcak yemek koymak, dondurmasından baklavasına her şeyi kendi ellerimde yapmak için didinip durdum. Peki ya kendim, sadece kendim için ne yaptım? 

İlla bir şey mi yapmalıyım? Kocamn parası var, geziyorum dolaşıyorum çok şükür. bana hiç karışmaz. Harcamalarıma ses etmez. ama insan şu hayat yolunda bir amacı olsun, bir şeyler yapabilsin istiyor. 

Daha önce hiç çalışmadım ama ikinci oğlana hamileyken ilki kreşe vermiştim. Fırsat bu fırsat oyalanmak için dikiş nakış öğrendim. O dönem bir iki etek yelek bir şeyler dikmiştim ama öylece kalmıştı. Bugün dedim ki şu dikiş makinesini bir çıkarayım bakayım, ne durumda. 

Emektar makinem taş gibi duruyordu. Evde bulduğum birkaç artık kumaşla bir iki deneme yaptım. Oh, tamam işte, dikebiliyoum! Peki ne dikeceğim?

Bu aralar bez torbalar moda olmaya başladı malum. Ben de çok seviyorum. Acaba onlardan dikip üstüne bir şekilde baskı yapabilir miyzi diye düşünüyorum. Yarın kumaşçıya gidip deneme için biraz kumaş ve iplik filan alacağım. 

Bakalım neler olacak? Çok heyecanlıyım. Bu gece nasıl uyuyacağım bilmiyorum. 

Tek Başıma Bir Gün

Uzun zamandır çocukların derdi, malinin işleri derken kendi kendimle ilgilenmiyordum. Ben kimse olmadan yalnız başıma sokkalarda dolaşmayı, yeni yerler keşfetmeyi, tek başıma kahve içip tatlı yemeyi filan çok seviyorum. Bugün de öyle bir gün olsun istedim. 

Eskişehir'in en sevdiğim sokaklarında gezerken karşıma tatlı mı tatlı bir kafe çıktı. İsmi Hayal Fırın. Maviye boyalı duvarları, el yapımı seramik tabakları, ev yapımı kekleri börekleriyle buraya bayıldım. sahipleri iki kadınmış. Benimle yakın yaşlardalar. Çocuklarının okulları yola girince kendileri için bir şey yapmak istemişler ve bu yeri açmışlar. Her şey çok lezzetli, Hale'yle Burcu çok içten. Kendimi onlara misafir olmuş gibi hissettim. Ama aynı zamanda kafedeyim, hatta sokaktaki masalarda olduğum için sokağı seyrediyorum filan. Pek keyifliydi doğrusu. 


Orada kaç saat oturdum bilmiyorum. bir yandan da günlerdir elimde gezen, bir türlü kafamı toplayamadığım için bitiremediğim Kürk Mantolu Madonna'yı okudum. Kürk Mantolu Madonna'nın ilk 40 sayfası biraz sıkıcıydı ama sonra hikâye öyle bir yere gitti ki ağzım açık okudum. Şunu düşüdnüm: Bazen hayatı sıradan görünen insanlar kim bilir içlerinde neler yaşıyordur? Ya da geçmişte neler neler yaşamıştır kim bilir? Asla bilemiyoruz işte. 

Eve dönerken kitabım bitti diye üzülmüştüm. Bu kafeyi kesen sokakta yürürken bir kitapçı fark ettim. Çok satan kitaplar arasında Düğümlere Üfleyen kadınlar diye bir kitap gördüm. Arka kapağını okuyunca ilgimi çekti. Kitapçıdaki görevli de çok önerince aldım. 

Bakalım bu yeni yolculukta beni ne maceralar bekliyor. :) Kitap okumayı giderek daha çok zevmeye başlıyorum. Akşam iki saat Betül'le Kürk mantol Madona'yı konuştuk. 

Çocuklarım Benim Canlarım

Bugün Betül'ü bana çaya davet etmiştim. Onunla birlikte tabii ki Cihan da gelmiş. Cihan gelecek diye Oğulcan beyler de evdeydi. Misafirlerin yanında küs davranamayacağımızı bildiği için ufak ufak konuşmaya çalşıyor. Bana gündelik sorular soruyor, aramızı yumuşatmaya çabalıyor. Farkında değilim sanki. 

Betül'le Cihan'a ayıp olmasın diye yarım ağız cevap verdim sorularına. Cihan'la uslu uslu odalarına çekilip bilgisayar oyunu oynadılar. Küçük de arkadaşındaydı zaten. Nihayet Betül'le uzun zaman sonra baş başa kalınca olan biteni anlattım. 

Betül Oğulcan'ın yalan söylemesine hele de Cihan'ı kullanarak söylemesine hem çok şaşırdı hem de çok öfkelendi. Okulda ara ara Cihan'a da sataşan zorba bir grup varmış. O gün Oğulcan'ın yaka paça gelmesinin sebebi onlarla alakalı olabilir mi diye sordu. İçime kurdu düşürdü gitti. 

Akşam baktım bizimki bana yanaşıp duruyor, ben de biraz yüz verip bana yanaşmasını sağladım. Bir noktada gözleri dolu dolu yanıma geldi: "Anne özür dilerim." diyebildi sadece. Sonra sarıldı ağlaştık biraz. Ah be kuzum, onun da içi benim kadar yanıyormuş da haberim yokmuş meğer. 

Birazcık ağlaşıp kendimize gelince her şeyi döküldü. Betül çok da haksız sayılmazmış. Nasıl mı? Hemen anlatayım.

Meğer bizim oğlan üst sınıflardan bir kızdan hoşlanıyormuş. Bir şekilde sohbet etmeyi başarmış ve arkadaş olmuşlar. Şu Betül'ün bahsettiği zorbalar da benim oğlanın okulun en popüler kızıyla konuşmasını çekememiş. O gün de meğer okul çıkış köşeye çekip biraz hırpalamışlar. 

O bunları böyle sakin sakin anlatırken ben beynimden vurulmuşa döndüm tabii. Öğretmenlerine söyledi mi? Ailelerinin bu çocuklardan hiç mi haberi yok? Şimdi böyle yapan yarın ne yapmaz?

Beyfendi öğretmenlere söyleyemezmiş çünkü onunla dalga geçerlermiş. Neymiş efendim zaten o hepsinin hakkından gelmiş. Zaten artık okula da gelmiyorlarmış üniversite sınavına hazırlandıkları için. Bir daha görmem bile dedi de biraz içime su serpildi. 

Üstüne gitmemek için şimdilik bir şey yapmadım. Bundan böyle en ufak bir olayda hemen bana söylemesi için söz aldım. 

Tabii tutarsa!

Ohhh, bu olay çözüldü diye öyle mutluyum ki anlatamam. 

Canım çocuklarım. :))

Seda'nın Çantaları Hayal Fırın'da

 Nihayet o gün geldi! Betül'le geceler boyu çalışıp tasarladığımız, ellerim parçalanana dek dikip bitirdiğim çantalarım nihayet Hayal Fı...