22 Mayıs 2022 Pazar

Kendim İçin, Sadece Kendim İçin

 Bugün çok garip bir şey oldu. 

Betül'ü ne zamandır Hayal Fırın'a götürmek istiyordum. Dün nihayet kendimizi ayarlayıp gidebildik. Burcu ve Hale'yle Betl'ü tanıştırıyordum. O esnada Hale "Sen bugün ne kadar da şıksın ya! Çantan nereden?" demesin mi? Biz tabii Betül'le göz göze gelip makaraları koyuverdik. Hale'yle Burcu neye uğradığını şaşırdı. :) Sonra durumu açıkladık tabii. Daha ben satma fikrini gündeme getirmeden Hale atladı: "Senin çantaları burada bir köşede satsak ya? Komisyon filan istemeyiz merak etme." demesin mi? Nasıl sevindim anlatamam. 

Sonra Betül'le birkaç saat daha oturup yeni tasarımlarım üstüne konuştuk. :) Hem atık malzemeleri değerlendirebileceğimiz hem de şık görünecek bir şeyler düşündük. Aklıma atık kumaşlarla kırkyama benzeri bir şeyler yapmak geldi. Bu fikre hepsi bayıldı. 

Bu aralar bir de Düğümlere Üfleyen kadınlar'ı okuyorum. Betül de benden görüp merak etti. O da okuyunca üstüne konuşacağız. 

Bazen gerçekten de biz kadınlar ne kadar güçlüyüz diye düşünüyorum. Bu kadar güçlü olduğumuz için belki cadı denip yakmışlar bizi. 

Bazen aklıma taa geçen sene Blogcu Anne'Nin bloğunda okuduğum bir yazı geliyor. Dışarıda çalışmakla evde çalışmanın çok da farklı olmadığı kadının her türlü sorumluluunun fazla olduğu üzerine. 

Sahiden de öyle. Bazen evi bırakı gidesim geliyor. Bakalım bizim üç beyfemdi kendi başlarına kaç gün evi devirmeden yaşayabilecekler? 

Neyse, yine feminist damarım tuttu. :) Kendim için bir şeyler yapıyor olmak çok güzel. 

İlk Kez Bez Çanta Diktim ve Evdekilerin Tepkisi :)

Geçen gün bir heyecanla buraya yazdığımın ertesi kumaş almak için gittiğimde tuhafiyeci kadından bez çantayla ilgili epey şey öğrendim. Bu ara özellikle gençler çok seviyormuş bez çantayı. Cicili bicili, baskılı filan çantalar çok gidiyormuş. Bana hem kaliteli kumaşlardan verdi hem de süslemek için fikir verdi. Kumaşka birlikte kelepir düğme kutusundan rastgele düğmeler aldım. 

Eve glir gelmez çantayı dikmeye koyuldum. Bazı bloglarda çantanın kaliplarını vermişler. Ben kendimce en uygun olanını seçip önce kestim. sonra da başladım dikmeye. Dikiş makinesinde dikiş yapmak bisiklet sürmeyi öğrenmek gibi. Önce unuttum sanıyorsun ama yaptıkça hızlanıyorsun. :)) 

Çantayı dikmeyi bitirp tersine çevirdiğimde nasıl mutlu oldum anlatamam. Tamamen ellerimle diktiğim, bana ait bir şey! Hele bir de aldığım düğmelerle süsleyince öyle güzel oldu ki akşam olup da evdekilere göstermek için sabırsızlandım. 

Önce büyük oğlan geldi. Çantayı gösterdim. "Yeni mi?" dedi. "Evet" dedim, "ben yaptım". Böyle deyince yüzündeki şaşkınlığı görmeniz lazım. "Aaa öyle mi, eline sağlık anne. Sende ne marifetler varmış be." deyip gitti. Küçük oğlan bu tür şeylere karşı daha alakadârdır. Gösterdiğimde gözleri büyüdü. "Anneeee bu çok güzel olmuşşşşş" dedi heyecanla. "Arkadaşlarıma göstermeliyim." 

O böyle deyince ben bir sevin bir sevin. :))

Peki sevgili kocacım ne yaptı dersiniz? Zaten işten 10'a doğru geldi. Çok yorgun ve gergindi. Yemekten sonra salonda tv karşısında oturuyorken kolumda çantayla içeri girdim. Asla fark etmedi. Gözüne sokunca nihayet görebildi. "Yeni mi aldın? Güzelmiş, güle güle kullan." dedi. "Hayır almadım, yaptım." dedim. "Aaa iyi iyi, çok iyi." dedi. Başka da bir şey demedi. 

Ah ya, eskiden olsa kocam böyle yapar mıydı! Müdür olunca her şey çok değişti. 

Neyse, esas beklediğim tepki Betül'den geldi. Betül çantanın dikişlerine ve tasarımına bayıldı. "Hemen bunu satmalısın" dedi. Üstüme iyilik sağlık! Ne satması? daha neler! "kimseye vermem, o benim ilk göz ağrım." dedim. "Saçmalama kızım. Sen değil miydin kendim için bir şeyler yapmka istiyorum, bir şeyler başarmak istiyorum diyen. İşte bunlardan daha çok yapıp satarsan kendine güvenin de artar."

O an ikna olmadım ama Betül sanki haklı. 

Her an tasarım bez çantalarımı satışa çıkarabilirim. :)) 

Gerçi böyle diorum da kim alır bilmiyorum ki. 

Aman ya, denemesi bedava, ne yapalım. Hiç olmadı sağa sola hediye ederim. 

Dur bakalım. 

Yeni Heyecanlar

18 yaaşında, liseyi bitirir bitirmez o zamanlar aşkından gözümün başka bir şey görmediğini Mali'ye kaçarak evlendim. Evlendiğimin birinci senesi dolmamıştı ki kucağımda bir çocukla kalakaldım. Çok değil dört sene sonra da bir ikinci oğlan düştü kucağıma. Çocuklarım için Allah'ıma bin şükür. Onlar benim her şeyim. Kocam bu süreçte bana hep destek oldu. Çok çalıştı, evine iyi baktı. Çocuklarımızı en iyi şekilde yetiştirmeye çalıştık çabaladık. Ama...

Geçen gün Hayal fırın'a gidip de Hale'yle Burcu'yla tanışınca kendimi bir garip hissettim. Şimdiye dek çocuklarımı yetiştirmek, kocamın önüne bir sıcak yemek koymak, dondurmasından baklavasına her şeyi kendi ellerimde yapmak için didinip durdum. Peki ya kendim, sadece kendim için ne yaptım? 

İlla bir şey mi yapmalıyım? Kocamn parası var, geziyorum dolaşıyorum çok şükür. bana hiç karışmaz. Harcamalarıma ses etmez. ama insan şu hayat yolunda bir amacı olsun, bir şeyler yapabilsin istiyor. 

Daha önce hiç çalışmadım ama ikinci oğlana hamileyken ilki kreşe vermiştim. Fırsat bu fırsat oyalanmak için dikiş nakış öğrendim. O dönem bir iki etek yelek bir şeyler dikmiştim ama öylece kalmıştı. Bugün dedim ki şu dikiş makinesini bir çıkarayım bakayım, ne durumda. 

Emektar makinem taş gibi duruyordu. Evde bulduğum birkaç artık kumaşla bir iki deneme yaptım. Oh, tamam işte, dikebiliyoum! Peki ne dikeceğim?

Bu aralar bez torbalar moda olmaya başladı malum. Ben de çok seviyorum. Acaba onlardan dikip üstüne bir şekilde baskı yapabilir miyzi diye düşünüyorum. Yarın kumaşçıya gidip deneme için biraz kumaş ve iplik filan alacağım. 

Bakalım neler olacak? Çok heyecanlıyım. Bu gece nasıl uyuyacağım bilmiyorum. 

Tek Başıma Bir Gün

Uzun zamandır çocukların derdi, malinin işleri derken kendi kendimle ilgilenmiyordum. Ben kimse olmadan yalnız başıma sokkalarda dolaşmayı, yeni yerler keşfetmeyi, tek başıma kahve içip tatlı yemeyi filan çok seviyorum. Bugün de öyle bir gün olsun istedim. 

Eskişehir'in en sevdiğim sokaklarında gezerken karşıma tatlı mı tatlı bir kafe çıktı. İsmi Hayal Fırın. Maviye boyalı duvarları, el yapımı seramik tabakları, ev yapımı kekleri börekleriyle buraya bayıldım. sahipleri iki kadınmış. Benimle yakın yaşlardalar. Çocuklarının okulları yola girince kendileri için bir şey yapmak istemişler ve bu yeri açmışlar. Her şey çok lezzetli, Hale'yle Burcu çok içten. Kendimi onlara misafir olmuş gibi hissettim. Ama aynı zamanda kafedeyim, hatta sokaktaki masalarda olduğum için sokağı seyrediyorum filan. Pek keyifliydi doğrusu. 


Orada kaç saat oturdum bilmiyorum. bir yandan da günlerdir elimde gezen, bir türlü kafamı toplayamadığım için bitiremediğim Kürk Mantolu Madonna'yı okudum. Kürk Mantolu Madonna'nın ilk 40 sayfası biraz sıkıcıydı ama sonra hikâye öyle bir yere gitti ki ağzım açık okudum. Şunu düşüdnüm: Bazen hayatı sıradan görünen insanlar kim bilir içlerinde neler yaşıyordur? Ya da geçmişte neler neler yaşamıştır kim bilir? Asla bilemiyoruz işte. 

Eve dönerken kitabım bitti diye üzülmüştüm. Bu kafeyi kesen sokakta yürürken bir kitapçı fark ettim. Çok satan kitaplar arasında Düğümlere Üfleyen kadınlar diye bir kitap gördüm. Arka kapağını okuyunca ilgimi çekti. Kitapçıdaki görevli de çok önerince aldım. 

Bakalım bu yeni yolculukta beni ne maceralar bekliyor. :) Kitap okumayı giderek daha çok zevmeye başlıyorum. Akşam iki saat Betül'le Kürk mantol Madona'yı konuştuk. 

Çocuklarım Benim Canlarım

Bugün Betül'ü bana çaya davet etmiştim. Onunla birlikte tabii ki Cihan da gelmiş. Cihan gelecek diye Oğulcan beyler de evdeydi. Misafirlerin yanında küs davranamayacağımızı bildiği için ufak ufak konuşmaya çalşıyor. Bana gündelik sorular soruyor, aramızı yumuşatmaya çabalıyor. Farkında değilim sanki. 

Betül'le Cihan'a ayıp olmasın diye yarım ağız cevap verdim sorularına. Cihan'la uslu uslu odalarına çekilip bilgisayar oyunu oynadılar. Küçük de arkadaşındaydı zaten. Nihayet Betül'le uzun zaman sonra baş başa kalınca olan biteni anlattım. 

Betül Oğulcan'ın yalan söylemesine hele de Cihan'ı kullanarak söylemesine hem çok şaşırdı hem de çok öfkelendi. Okulda ara ara Cihan'a da sataşan zorba bir grup varmış. O gün Oğulcan'ın yaka paça gelmesinin sebebi onlarla alakalı olabilir mi diye sordu. İçime kurdu düşürdü gitti. 

Akşam baktım bizimki bana yanaşıp duruyor, ben de biraz yüz verip bana yanaşmasını sağladım. Bir noktada gözleri dolu dolu yanıma geldi: "Anne özür dilerim." diyebildi sadece. Sonra sarıldı ağlaştık biraz. Ah be kuzum, onun da içi benim kadar yanıyormuş da haberim yokmuş meğer. 

Birazcık ağlaşıp kendimize gelince her şeyi döküldü. Betül çok da haksız sayılmazmış. Nasıl mı? Hemen anlatayım.

Meğer bizim oğlan üst sınıflardan bir kızdan hoşlanıyormuş. Bir şekilde sohbet etmeyi başarmış ve arkadaş olmuşlar. Şu Betül'ün bahsettiği zorbalar da benim oğlanın okulun en popüler kızıyla konuşmasını çekememiş. O gün de meğer okul çıkış köşeye çekip biraz hırpalamışlar. 

O bunları böyle sakin sakin anlatırken ben beynimden vurulmuşa döndüm tabii. Öğretmenlerine söyledi mi? Ailelerinin bu çocuklardan hiç mi haberi yok? Şimdi böyle yapan yarın ne yapmaz?

Beyfendi öğretmenlere söyleyemezmiş çünkü onunla dalga geçerlermiş. Neymiş efendim zaten o hepsinin hakkından gelmiş. Zaten artık okula da gelmiyorlarmış üniversite sınavına hazırlandıkları için. Bir daha görmem bile dedi de biraz içime su serpildi. 

Üstüne gitmemek için şimdilik bir şey yapmadım. Bundan böyle en ufak bir olayda hemen bana söylemesi için söz aldım. 

Tabii tutarsa!

Ohhh, bu olay çözüldü diye öyle mutluyum ki anlatamam. 

Canım çocuklarım. :))

En Buruk Anneler Günü

O büyük kavgadan beri Oğulcan'la tek kelime konuşmuyoruz. Bugün anneler günü diye Mail kendine izin vermiş. Yemeği dışarıda yiyelim, anneler gününü kutlayalım dedi. Doğruu hiç ama hiç keyfim yoktu. O günden beri içime bir fil oturmuş gibi bir sıkıntı var. Acaba o da benim kadar üzülüyor mudur? Suratı turşu satıyor gerçi ama inadından da dönüp tek minik adım atmıyor. 

Babasının yemeğe gitme planını duyunca bizimkinin bozuk olan suratı daha da bozuldu. Ben ne kadar isteksizsem o da bir o kadar isteksiz. Aramızda gizli bir anlaşma varmış gibi ne kadar mutsuz olsak da sesimizi çıkarmadık. Tıpış tıpış yemeğe gittik. 

Bizim burada her özel günde gittiğimiz bir kebapçı var. Geçen sene Oğulcan SBS'den çıktıktan sonra da burada yemek yemiştik. Mail onu anımsadı. Oğulcan'ın suratı o gün de sirke satıyordu. Sınavı istediği gibi geçmemişti ve yemeğe gitmek filan istemedi önce. Sonra zorla getirince de tüm akşam yüzünü astı. 

Mail Oğucan'ın yüzünü o günkünden beter görünce nihayet (nihayet yani, sahiden nihayet. günlerdir evdeki gerginliğin g'sini bile anlamamış baksanıza) bir şeylerin ters gittiğinia anladı. Önce o günü hatırlatıp Oğulcan'la dalga geçmeye başladı. Kahkahalar birbirini kovalıyordu. Ama masada ondan başka gülen yoktu. Oğulcan'ın rengi kırmızıdan mora doğru dönmeye başlamışken sonunda dayanamayıp bağırdı:

-Yeter artık baba, kes şunu!

Mail ne olduğunu şaşırmıştı. Asla böyle bir tepki beklemediği ve Oğulcan'ın yüzündeki öfkeyi gördüğü için olacak bir anda susuverdi. Yemek boyunca konuşmadık. 

Küçük akşamüstü beni odasına çağırdı. O hafta piyanoda anneler günü şarkıs çalmayı öğrenmişler. Hiçbir şey söylemeden onu çalmaya başladı. O çalarken ben dayanamayıp hüngür hüngür ağladım tabii. Güzel yavrum benim. Şarkı bitince sarıştık. Uzun uzun ağladım omzunda. 

Ne onlarla ne onlarsız,

Hayat hep böyle bir ikilemden mi ibarettir?

Gece eşim hiçbir şey sormadı. Bir insanın bu kadar umursamaz olmasını aklım almıyor. 

Şimdiye dek geçirdiğim en buruk anneler günü buydu sanırım. Alicam da olmasa...

Besle Kargayı Oysun Gözünü

Dün büyük oğlanla çok büyük bir kavga ettik. Bu çocukların bebekliği ayrı zor, çocukluğu ayrı zor, ergenliği ise kıyametmiş meğer. Daha bu ilki, bir de ikincisi var. İkinci sessiz, içine kapanık bir tip olduğu için ondan daha çok korkuyorum doğrusu. Bize hiç yansıtamdan saman altından saçma sapan şeyler yapabilir. 

Büyük oğlanla kavgamıza gelirsek olaylar şöyle gelişti: Dün okul çıkışı Cihan'la takılacaklarını söyledi. Bu ara sınavları yaklaşıyor diye pek gönüllü olmasam da üstüne gitmemek için sesimi çıkarmadım. Tesadüf eseri akşamüstü Betül'e bir şey sormak için aramıştım. Arkadan Cihan'ın sesini duyunca beynimden vurulmuşa döndüm. Meğer Cihan evdeymiş, hem de okuldan çıkınca direk eve geçmiş. 

Ben o sinirle telefonu kapattığım gibi hemen Oğulcan'ı aradım. Çalıyor çalıyor açmıyor. Bir ara, iki ara, üç ara... Yok! Öfkem giderek endişeye dönüşüyordu. En sonunda yüz yirmi sekzinci aramamda beyfendi nihayet telefonun sesini duydu. Lakayt bir tavırla "Ne var?" demesin mi? Ben zaten öfkeden kudurmuşum. "Nerdesin sen? Hemen eve geliyorsun hemen!" diye bağırmaya başladım. Kendimi kaybetmiş gibiydim. Arka tarafta oğlan bi şeyler diyor ama asla duymuyorum asla. Nihayet "Geliyorum tamam sus yeter ki." dediğini duyunca telefonu kapattım. Bu sefer de evde volta atarak beyfendinin teşrif etmesini beklemeye başlama faslına geçtik. 10-15 dakika sonra yakası paçası dağılmış geldi. Bana yalan söylediğine mi, beni endişelendirdiğine mi, halinin berbatlığına mı daha çok sinirlenip üzüldüm bilmiyorum. 

Bağır çağır iki saate yakın kavga ettik. Bir ara öfkeden elini bile kaldırmaya kalktı bana. 

Maliye söylesem o benden daha çok öfkelenecek ve ikisi arasında kalacağım diye korktum. Bir şey diyemedim. Küçük oğlan odasına sinmiş tüm gece sesini çıkarmadı. 

Sonuç olarak oğlanın ne nereye gittiğini ne neden yalan söylediğini öğrenemedim. Tek öğrenebildiğim şey beyfendinin onun özel alanına müdahale ettiğim için sinirlendiği oldu. 

Sabah ben bile uyanmadan evden çıkmış. Bu olay nereye varacak bilmiyorum. Ama bu ara büyük oğlan beni hiç olmadığı kadar çok zorluyor. Canım çok sıkkın. Kalbim çok yaralı. İstemesem de ona verdiğim emekleri, geceler boyu çektiğim uykusuzlukları düşünmeden edemiyorum. 

Annelik bazen pişmanlık sanki. 

Evet, Oğulcan doğduğunda 19 yaşındaydım. Onu yetiştirirken belki çok fazla hata da yaptım. Ama sevgimi eksik etmemeye çalıştım. Onunla hep ilgilendim. Saçma sapan birine dönüşmemesi için çabaladım durdum. 

Daha ne yapabilirim ki?

Bazen şeytan diyor ki ne hali varsa görsün. Madem birey olduğunu iddia edip duruyor, baksın başının çaresine. 

Ama sonra onun bir ergen yani yarım akıllı olduğunu hatırlıyorum. İçgüdüleirm onu salmaya izin vermiyor. 

Annelik çok zor. Bu duygu çok büyük. Nasıl başa çıkılır bilmiyorum. 

Ya siz ergenlerinizle nasıl başa çıkıyorsunuz?

Mutfak Temizliği Günü

Bu aralar evle çok ilgilenemiyorum. Sadece yemek yapmak için girdiğim mutfağın haline uzaktan uzaktan bakınca çok üzülüyordum. Bugün oğlanları okula, kocamı işe yolladıktan sonra kendi kahvaltımı bie yapmadan ani bir kararla işe giriştim. Mutfak dolapları, bakliyat kavanozları, baaratlık, çekmeceler hepsi dandiniydi. İşe kiler dolabından başladım. Önce dolaptaki her şeyi indirdim. Ne var ne yok baktım. Aman efendim böceklenmiş, paketi açılmış pirinç mi dersin, tarihi çoktan geçmiş bisküviler mi dersin... Ne ararsan var. Biraz daha bakmasam ev böceklerin yaşayıp bizim ziyaretçi olarak konakladığımız bir yere dönüşecekmiş. :)

Bu dolaptaki atılacakları çöp poşetine gönderdikten sonra çamaşır suyuyla bir güzel kırkladım. Ne var ne yok hepsini güzelce yerleştirdim sonra. Sıra tabak ve tencere dolabına gelmişti. Burası neyse ki diğeri kadar kötü durumda değildi. Tabak çanağı indirince hemen bulaşık makinesine yerleştirdim. Olmuşken tam olsun diye bir güzel kısa programda yıkadım. 

Tüm dolaplardaki öanak çömbeleği indirip rafları silip yıkayana dek saat 3 oldu. Ve inanır mısınız ben o saate dek ağzıma küçük oğlanın yarım bıraktığı reçelli ekmek dilimi hariç hiçbir şey sokmadım. 3'te yorgun ama mutluydum. kahvaltıdan kalan krepleri ıstmaya bile erinip ağzıma attım. Üstüne de bir yorgunluk kahvesi içtim. :)

Sırada buzdolabı var. Onu temizlemeye bugün elim gitmedi doğrusu. İnşallah yarın kolum klakar da o da aradan çıkar. 

Ordan Burdan

Çok zamandır Espark'a gelmiyorum. Bugün Betül'le Espark'ta buluşup yeni sevgililer gibi gezdik. Kahve içtik, yemek yedik, alışveriş yaptık, bol bol kakara kikiri. 

Blogcu annenin kitabını okuyup çok sevince başka kitaplar da okumak istemiştim. Betül bana Kürk Mantolu Madonna'yı önerdi. Kendisine kitap okumayı sevdiren kitapmış. D&R'dan aldık, sonra da yemek yedik. Betül Paşabahçe'de beğenip pahalı diye almayı ertelediğim su bardağı setini göz açıp kapayıncaya dek almış. Dükkândan çıkıp da ellerinde görünce nasıl şaşırdım anlatamam. :) Böyle bir dostum senelerdir olmamıştı. 

Akşam eve gelince hemen yemeğe giriştim. Böyle yoğun günlerde yaptığım fiks menü pilav, kasaptan aldığım köfteleri kızartmaca, yoğurt çorbası ve şipşak bir havuç tarator oluyor. Oğlanlar okuldan aynı anda geliyor. Neyse ki dönüşlerine yetişmişti. 

Yemekten sonra Mail arayıp gece yarısı geleceğini söyleyince fırsattan istifade Kürk Mantolu'ya başladım. Şimdilik yirmi sayfa okudum. Biraz yavaş gidiyor. Gözlerim kapanmaya başlayınca kitabı kapatıp bu yazıyı yazmka üzere bilgisayarı açtım. 

Kapı tıkırtıları geliyor. Sanırım kocacım geldi. :) 

Görüşmek üzere. 

20 Mayıs 2022 Cuma

Süprizzzz! Bir Yeni Arkadaşım Var

Büyük oğlan bu sene lise 1'e başladı. Orta okulda dersleri süper olan çocuk anadolu lisesine gidince bir anda neye uğradığını şaşırdı. İlk dönem karnesinde üç kırık görünce doğrusu biz de biraz şaşırdık. Veli toplantısında öğretmenler bizi uyarmıştı neyse ki. Oluyormuş böyle şeyler. Hem liseye adaptasyon süreci hem başarılı öğrencilerin bir arada olması... Çocukar afallıyormuş ilk dönem. Bunu bildiğimiz için oğlanın karnesini büyük bir sakinlikle karşıladık. Olur böyle şeyler evladım, ikinci dönem halledersin, dünyanın sonu değil falan filan. O ise gözleri dolu dolu karşıladı sözlerimizi. Dokunsan ağlayacaktı. Ama sanki bizim söylediklerimizi epeyce telkin etti onu. Kendine geldi, ikinci dönem daha çok çalışıp hepsini düzleticem dedi. Tamam dedik yaaa böyle ol işte. 

Ara tatilde Kartepe'ye gittik ailecek güzel bir tatil yaptık. İyi ki yapmışız. Hemen dönüşte Mali müdür olunca işleri iyice yoğunlaştı. İzinler filan hep iptal. Büyük ihtimalle bu yaz bi yelere gidemeyeceğiz. 

Tatilden sonra okullar açıldı. Benim büyük yine aynı. Okul çıkışı arkadaşlarıyla PS oynamaya gitmeler, kafelerde kızlarla buluşmalar. :) Neyse dedim, gençtir normal. Babası duysa çok kızar diye ona da duyurmamaya çalışıyorum. İlk sınavlar gelip notlar açıklanmaya başlanınca olanlar oldu tabi. Mali notları görünce yüzü renkten renge girdi. O öyle sinirlenince Oğulcan da iyice diklendi. Al başına belayı. Neyse ki hakem bendim de olay büyümeden iki tarafı da yatıştırabildim. 

Oğulcan o günden beri çalışmaya çalışıyor. Bir yandan arkadaşlarından da ayrı kalamadığı onlara hayır diyemediği için aklı orada. İkinci sınavların sonuçları fena gelmedi. Ama halen kırıkları var.

Dün veli toplantısına gittim. En önde oturan her öğretmeni sorularıyla darlayan bir kadın vardı. Onun oğlu yani Cihan bizim Oğulcan'ın yakın arkadaşlarından biri. Öyle olunca kadını çıkışta yakalayıp ayaküstü sohbet ettik. Ne olacak bu çocukların hali diye başladığımız muhabbet ne olacak bizim halimiz diye bitti. :) Eskişehire geleli 15 sene oluyor. İlk kez biriyle bu kadar iyi anlaştığımı hissediyorum. Sanırım bundan böyle sık sık buluşacağız. Nasıl mutluyum anlatamam. 


Blogcu Annenin Kitabına Kavuştum!

En sevdiğim blogger blogcu annenin nihayet kitabı çıktı. Kitabı almak için hafta sonunu iple çektim. Bu cumartesi uzuuuun zaman sonra Mali çalışmıyordu. Biz de kendimizi Espark'ta bulduk. Hemen D&R'a koşup kitabı kaptım. Strabucks'ta otururken açıp okumaya başladım. Malicim kırk yılın başında baş başa kalmışken kitaba sarmama kızınca  devam edemedim. :)) Oysa çok güzel başlamıştı. 

Maliyla Starbucksta oturup haftalardır süren hasretliğimizi giderdikten sonra bir iki eksik için mağazaları gezmeye başladık. HM'de indiirm varmış. Küçük oğlanın yazlıkları küçülmüştü. Ona örümcek adamlı bir tişört aldım. Görünce nasıl mutlu oldu var ya. :)

Mali artık pazarları bile çalıştığı için aylık alışverişlerimiz aksıyor. Hazır fırsta varken büyükçe bir alışveriş yaptık. meğer evin ne çok eksiği varmış. Tuvalet kağıdından ketçaba, al al bitmedi. 

Yorgun argın kendimizi eve atınca çok merak etsem de kitabı elime alıp okuyamadım. Mali Yılmaz Erdoğanın çok sevdiğimiz haybeden gerçeküstü aşkını yüz bininci kez izlemek için açtı. 5. dakikada sızmışım. :) Gece yarısı yatağıma gitmem için uyandıırnca ne olduğunu şaşırdım. Su içeyim tuvalete gideyim derken uykum kaçmasın mı? Dedim fırsta bu fırsat hemen kitaba başladım. 

Blog anne Elifi çok seviyorum ben ya. Kitabı okurken sanki karşımda duruyor da onunla sohbet ediyormuşum gibi hissettim. Öyle samimi bir dili var. Annelikle ilgili söyledikleri de insana çok iyi geliyor. 

İlk kez anne olduğumda 19 yaşındaydım. Annemlerle eşime kaçtığım için konuşmuyorudk o dönem. Eskişeirde, çocukluğumun geçtiği sokaklardan uzakta yaşıyordum. tek başımaydım. Bana anneliği öğretecek kimsem olmadı nerdeyse. Önce emzirmek, alt açmak gibi işleri yaparken oğlum büyüdükçe ona kızmamak ceza vermemek düzgün yetiştirmek için uğraşırken çok yoruldum açıkçası. Ev sahibimiz becerikli bir kadındı. Tam 5 tane çocuğu vardı. Sağolsun bana ara ara gelir mama yapmayı, çocuk hasta olduğunda ne yapmam gerektiğini filan öğretirdi. Allah rahmet eylesin Emine teyzeciğime. Çok faydası dokunmuştur bana. 

Blogcu annenin kitabını okurken o günlere döndüm. Meğer o da benim kadar hatta beimle aynı şeylerde zorlnnmış. Meğer o da gecelerce ağlamış isyan etmiş. Ama o günler geçiyor işte. Şimdi ikinci çocuğum bile 10 yaşına geldi. Çok şükür. 

Blogcu annenin kitabını okuyunca içimdeki kitap okuma aşkı yeniden depreşti. :)) Belki bu ara yeni kitaplar alır okurum. 

Uzanmışım Koltuğa

 Bütün hafta büyük akşam yemeği için hazırlık yaptığım için dün kolumu bile kaldıramadım. O yüzden de buraya yazamadım. Ama yemek çok güzel gtçi. Bütün yorgunluğuma değdi doğrusu. 

patron bey ve eşi bana ve Maliye bayıldı. Bizim oğlanlar (ergenler) neyse ki çok ayak altında dolaşmadılar. Patronun bizi sevmesinde bu da etkili olmuş olabilir tabi :))

Patron beyi çok sevdim. Eşi de tatlı bir kadın. Çok sessiz, lafı ağzından kerpetenle alıyorsun. Ben de geveze olunca epey iyi anlaştık. :) Yemeklerime bayıldılar. Yaprak sarma tam da beklediğim gibi gecenin yıldızı oldu. Bana sorarsanz tüm bunlara bakılırsa yakında kocacım bölge müdürü bile olur. Patron gece boyunca kocamn çalışkanlığını, işkolikliğini övdü durdu. 

Malinin bölge müdürü olması demek şimdikinden daha çok daha da çok çalışması demek. Şimdi bile yüzünü zor görüyoum. Öyle olursa ne yaparım bilmiyorum. Bir yandan çocuklar büyüyor. Geçinmek giderek zorlaşıyor. Gençlik oldukça çalışmak en iyisi sanki. 

Şu şekil iki seksen uzanmış dizimi seyredeceğim tüm gün. Yorgunluğum halen geçmedi. 


Kadının gözleir sanki biraz benimkilere mi benziyor ne?

Patronun Kalbine Giden Yol Midesinden Geçer

Bu akşam Malinin patronuyla eşi bize yemeğe gelecek. Kocacım yeni müdür olduğu için patronu onu daha yakından tanımak istiyor tabi. Ben de erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer diyerek döktürdüm de döktürdüm. Neler mi yaptım?

Tabiki öncelikle olmazsa olmaz yaprak sarma. Ben zeytinyağlı sarmaya kuş üzümü ve tarçını çok yakıştırıyorum. Böyle tatlı lezzetli tam istanbul usulü oluyor. Geçen gün pazardan aldığım salamura yapraklarıyla muhteşem iç harcımı birleştirince parmaklarınızı yiyecek bi şey çıktı ortaya. Sadece bununla bile patronu tavlayabiliriz.


Benim böyle özel günler için kurtarıcı bir ana yemeğim vardır. Sıkı durun söylüyorum: Vezir Kebabı! Eeee benim kocam artık vezir olduğuna göre böyle bir yemek yapmasam ayıp olurdu. :) Vezir kebabını patlıcanla yapıyorum. Hem çok kolay hem de çok lezzetli. Kıyma, biber, sarımsak, soğan, kabak, domates. Önce bunlarla tencerede bir kebap yapıyoruz. Sonra yumurtayla sütü çırpıp borcama döktüğümüz kebaba döküyoruz. 200 derecede, kurutmadan pişene dek. Afiyet olsunnn. 

Çorba olarak tercihimi kremalı mnatardan yana kullandım. Ezogelin tarhana filan biraz ezik geldi. Dedim ki ben en iyisi sosyete çorbası yapayım. :)) Umarım patron beyler mantar seviyordur. 

İtiraf ediyorum öğken yemeğinde tadına baktım. Müthiş olmuş. :))

Salata ve pilavda klasiklerdne gititm. Bilirsiniz klasikler asla eskimez. :) O yüzden tavuk suyuna bol tereyağlı şehriyeli pirinç pilavı ve mevsim salata yaptım. Daha doğrusu ön hazırlıklarını yaptım. Son dokunuşlar akşam yemekten hemen önce 

Tatlı olaraksa biraz risk aldım diyebilirim. Daha önce yapmadığım fakat çok adını duyduğum bir şey denedim. Geçen yemeğe gittiğimizde merak edip yemiş ve bayılmıştım. İsmi krem karamel. Tarifini portakal ağacından aldım. Hem çok lezzetli hemde epey hafif bence. 


Fena olmmaış sanki di mi???

Tüm bu hazırlıklar için pazartesiden beri çalışıyorum. Çok yoruldum ama değdi bence.

Şimdide bu yazıyı yazacağım diye çok zaman harcadım. Gidip sofrayı kurmam gerek. Bugünün nasıl geçtiğini yarın yazarım artık. :)

Ben geldim!

Merhabaaaa!

Ben Esra, Eskişehir'de yaşayan kendi halinde bir ev hanımıyım. Evli ve iki oğlan annesiyim. Yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim. :)

Şaka bir yana bu blogu günlük hayatımı anlatmak benim gibi insanlarla tanışmak için açtım. 

Çok komşum yoktur. Kendi halimde takılırım. En çok Maliyle (eşim) gezmeyi seviyorum. Ama o bu aralar çalıştığı mobilya dükkanına müdür olduğu için çok yoğun çalışıyor. Ben de biraz yalnız hissediyorum açıkçası. 

Bu ara blog yazan annelerin sayfalarına sardım. Sonra dedim ki neden ben de yazmayayım? 

Ve işte buradayım!

Bu blogda neler mi olacak? Moda, cilt bakımı, çocuklar, kocalar (:)), temizlik, kitaplar, yemek tarifleri yani bana dair herşey. 

İnşallah severek okursunuz. 

Görüşmek üzere. 

Seda'nın Çantaları Hayal Fırın'da

 Nihayet o gün geldi! Betül'le geceler boyu çalışıp tasarladığımız, ellerim parçalanana dek dikip bitirdiğim çantalarım nihayet Hayal Fı...